İçeriğe geç
İletişim

Aklımızı Kim Kiraladı?

Bir süredir garip bir şey oluyor. Herkesin bir fikri var ama çok az insanın kendi fikri var. Ne yiyeceğimizi, ne giyeceğimizi, neye güleceğimizi, kimi alkışlayacağımızı, kimi eleştireceğimizi, hatta neye inanacağımızı bile birileri…

Bir süredir garip bir şey oluyor.

Herkesin bir fikri var ama çok az insanın kendi fikri var.

Ne yiyeceğimizi, ne giyeceğimizi, neye güleceğimizi, kimi alkışlayacağımızı, kimi eleştireceğimizi, hatta neye inanacağımızı bile birileri bizim adımıza belirliyor.

Üstelik bunun için artık kapımıza gelmelerine de gerek yok. Bir ekran yeterli.

Sabah gözümüzü açar açmaz telefon elimizde. Birkaç dakika içinde dünyanın bütün gündemi zihnimize doluyor. Daha biz ne düşündüğümüzü anlamadan, başkalarının düşünceleri bizim düşüncemiz oluveriyor.

Sonra da buna “özgür irade” diyoruz.

Oysa özgürlük, istediğini seçmekten önce neden onu seçtiğini sorgulayabilmektir.

Ekonomik kriz konuşuyoruz; ama yalnızca cebimizin değil, düşüncelerimizin de fakirleştiğini fark etmiyoruz.

Eğitim konuşuyoruz; çocuklara bilgi yüklüyoruz ama soru sormayı yeterince öğretmiyoruz.

Siyaset konuşuyoruz; liderleri sorgulamak yerine liderlerin söylediklerini birbirimize tekrar ediyoruz.

Din konuşuyoruz; fakat çoğu zaman inancın özündeki ahlakı değil, şekillerini tartışıyoruz.

Kültür konuşuyoruz; ama okumadan, araştırmadan, dinlemeden herkes hakkında kesin hükümler verebiliyoruz.

Ve sonra şaşırıyoruz:

“Bu toplum neden düşünmüyor?”

Belki de mesele insanların düşünememesi değil.

Belki mesele, düşünmenin yorucu olması.

Çünkü düşünmek cesaret ister.

Kendi fikrinin yanlış olabileceğini kabul etmek ister.

Bazen yıllardır inandığın bir şeyin aslında sana ait olmadığını fark etmek ister.

En önemlisi de kalabalığın tersine yürüyebilmeyi gerektirir.

Oysa çoğunluğa uymak çok daha kolaydır.

Çünkü çoğunluk yanılıyorsa bile insan kendisini yalnız hissetmez.

Ama hakikat bazen kalabalık değildir.

Bazen tek başınadır.

İşte bu yüzden çocuklarımıza sadece “ne düşüneceklerini” değil, “nasıl düşüneceklerini” öğretmeliyiz.

Çünkü geleceğin en büyük zenginliği petrol, altın ya da para olmayacak.

Kendi aklını kullanabilen insan olacak.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:

Aklımız hâlâ bize mi ait, yoksa onu çoktan birilerine mi kiraladık?

Cevabı bulduğumuz gün, belki de gerçek özgürlüğün nerede başladığını da anlayacağız.

Yağmur Yılgör ✍️🌿

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir