DEPREM BÖLGESİNDEN İZLENİMLERİM VE DEPREM SONRASI TABLO

“DEPREM” – BÜYÜK FELAKETİN ARDINDAN GEÇEN ZAMAN…

Gerek İstanbul’da gerekse Adıyaman ve Hatay’daki yardım süreçlerinde benliğimi, yaşama sebebimi, insanlığımı sorguladım uzun uzadıya… Keşke bilim adamlarının yıllardır süre gelen “hazırlık yapılmalı” söylemleri karşılık bulsaydı ve keşke tüm bu sorgulamaları okuduğum kişisel gelişim kitaplarının kapağını kapattığımda yapmış olsaydım yalnızca.

Depremi öğrenir öğrenmez ama bilinçli ama bilinçsiz oradan oraya “daha fazla ne yapabilirim” diye koşuşturan vatandaş, deprem bölgesinde hediye ettiğim bebeklere “Suzan” ismini veren çocukların ablasıyım. “Ayıptır söylemesi bacım iç çamaşırı var mı” diyen abilerin kardeşi, “bizim bir şeye ihtiyacımız yok, her şeyimiz tam” diyen, çadırı dahi olmayıp o soğukta serada yaşayan yiyecek yalnızca mercimeği olan amcaların kızıyım.

 

Haksızlığa, adaletsizliğe karşı durmaya and içmiş hukukçuyum.

Sahi kimin gözünden başlamalı anlatmaya? Belki de hepsinin…

06/02/2023; felaketin yaşandığı ilk gün hemen deprem bölgesine gidip yardımın bir ucundan tutmalıyım diye tamamen duygusal reaksiyonla hareket etmiş olsam da, düşününce ne bir tıbbi yeterliliğim ne de enkaz kaldırma çalışmalarına katkı sağlayacak ölçüde inşaat bilgim olmadığı için bölgeye gidip bir de insanlara külfet olmayayım düşüncesi ile İstanbul’daki yardım toplama çalışmalarına katılsam da sonrasında alanda süre gelen ihtiyaçlar nedeniyle Adıyaman’a oradan da Hatay’a gittim.

 

Belki yukarıda saydıklarımın hepsi ama aslında hiç biriymişim. “Gözünün fer’i gitmiş” deyiminin gerçek olduğunu; depremde kızını, eşini, annesini, babasını kaybetmiş, doğduğu büyüdüğü, evlendiği, sokaklarında çocuklarını oynattığı, komşusuna çay içmeye gittiği sokağın artık olmadığı birisiyle sohbet ettiğimde öğrendim. Gözlerinde ne öfke, ne üzüntü, ne kızgınlık… Daha önce bilmediğim, yaşamadığım, öğrenmediğim duygularla “başınız sağolsun” demeye utandım.

Bir kız çocuğu yanıma gelerek “biz iki kardeşiz, tüm oyuncaklarımız gitti, sadece bir bebeğimiz var, kardeşim çok üzülüyor alıp yenisini ona verebilir miyim, ben eskisiyle oynarım abla” dediğinde bugüne kadar iki tane olan her eşyamdan utandım.

Adıyaman’da üst düzey yöneticilik yapan bir kişi “yanlış anlamayın bizim paramız var çok şükür ama satın alabileceğimiz bir yer yok” dediğinde daha çok kazanmak için gece yarılarına kadar çalıştığım işimden, biriktirdiğim paralardan utandım.

 

Gölbaşı’nda çekinerek yanıma gelen benden yaşça büyük bir kişiye yetişkin boxerı verdiğimde “seni Allah gönderdi abla” deyişinden, bir iç çamaşırı için hızır yerine konulmaktan utandım.

Samandağ’da moloz yığınına dönüşmüş, araba girmeyen sokakta ateşte demledikleri çayı bizimle paylaşan amcanın “kardeşimle üç gün konuştum, seni kurtaracağım dedim, söz verdim. Ama kimse yoktu, kaldıramadım beton yığınını, sözümü tutamadım” demesinin ardındaki ağlayışıma utandım.

 

Bunca zamandır, imar mevzuatını hiçe sayan, kılıfına (!) uyduran, daha fazla sayıda konut için, ticari alan için bağış (!) alan belediyelere, para kokusuyla kan kokusunu bastıran müteahhitlere daha yüksek sesle sesimi çıkarmadığım için etimle, kemiğimle kendimden utandım.

Bunca utancı yaşayıp köşeye mi çekilelim? Hayır ! Büyük İstanbul Depremi kapıda.

Şimdi önlem almazsak ne zaman ? Mezara girince mi ?

SUZAN SOLAK ÇELİK

hakkında Av. Suzan SOLAK ÇELİK

Av. Suzan SOLAK ÇELİK

Ayrıca Kontrol Et

İNSAN BAZEN GİDEMEZ…

  İnsan bazen gidemez… Sadece sevdiği için değil, kırıldığı için gidemez. Sadece sevgiden gitmez insan, …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir